| Paylasim Sepetine Hosgeldiniz |
Televizyonlu Cep Telefonu Letus T808 Çift Simkartlı dokunmatik eTelevizyonlu Cep Telefonu Letus T808 Çift Simkartlı dokunmatik ekran
ÇİFT HAT, ÇİFT BLUETOOTH VE TELEVİZYON DESTEKLİ CEP TELEFONU TEKNOLOJİSİ Şebeke Frekansı : GSM 900/ 1800MHz
TV: Evet
FM Radio: Evet
Dokunmatik Kalem : Evet
GPRS/İnternet : Evet (WAP, GPRS)
Çözünürlük : 3.0 inch Yüksek Çözünürlük
Renk Sayısı : QVGA type, 260k Renk
Dil : Türkçe, Çince, İngilizce
Ses : 64 Polifonik ses, Mp3, Dual Loud Hoparlör
Müzik Oynatıcısı : Mp3 özellikli ve Çağrı seslerinde kullanabilme özelliği
Video Player : 3GP, Mp4 formatlarını destekler.
Kamera : 1.3 MP
Video Kayıt: Evet
Resim: Jpg ve Gif Formatlarını Destekler
Ek Bellek Kapasitesi : TF Memory Card
Telefon Defteri : 500
Konuşma Süresi : 4 Saat
Bekleme Süresi : 240 saat
ölçüleri: 118.4 x 55.2 x 17.5 mm
Ağırlık : 122 grams
Renk : Gümüş ve Siyah
Diğer Fonksiyonlar: Oyun, Takvim, Alarm,
Hatırlatma e Not Defteri, Dünya Saati, Kronometre, Zaman Ayarlama, Unit Converter, Ses Kaydedici, Hesap Makinesi, E-Kitap, v.s.
Resimler
![]() ![]() Teknik Özellikler
RENKLİ EKRAN VAR DOKUNMATİK EKRAN VAR RENK SAYISI 260 K EKRAN ÇÖZÜNÜRLÜĞÜ 240 X 320 EKRAN BOYUTU 240 X 320 EKRAN TİPİ QVGA EKRAN KALEMİ VAR Hafıza Özellikleri TELEFON HAFIZASI 197 KB TELEFON REHBERİ 500 AD HARİCİ HAFIZA YUVASI Var HARİCİ HAFIZA KARTI BOYUTU 1 GB HARİCİ HAFIZA TİPİ MİCRO SD (TRANS FLASH) MESAJ HAFIZASI 120 AD DESTEKLEDİĞİ MAXSİMUM HAFIZA 2 GB İnternet Özellikleri WAP Var GPRS CLASS 1.0 GPRS Var Multimedia Özellikler POLİFONİK MELODİLER 64 POLİFONİK SES, Mp3, MMS VAR RESİM GÖSTERİCİ JPG,GİF FORMATLARINI DESTEKLER 192 KB KADAR MP3 ÇALAR VAR RADYO ÇALAR VAR DAHİLİ KAMERA VAR VİDEO ÇEKEBİLME VAR VİDEO OYNATABİLME VAR OYNATABİLDİĞİ DOSYALAR MP3,MP4,AAC,3GPP Kamera Özellikleri KAMERA ÇÖZÜNÜRLÜĞÜ 640 X 480 VİDEO ÇÖZÜNÜRLÜĞÜ 240 X 192 FPS 60 MHZ Pil Türü Li-Ion Yazılım Özellikleri
KULLANICI PROFİLLERİ Var HESAP MAKİNESİ Var TAKVİM Var SENKRONİZASYON Var TEMA DESTEĞİ Var OYUN Var ALARM Var HATIRLATMA Var NOT DEFTERİ Var DÜNYA SAATİ Var KRONOMETRE Var AÇILIŞ/KAPANIŞ ZAMANLAMA Var ÇEVİRİCİ DÖVİZ,AĞIRLIK,UZUNLUK Aksesuarlar ŞARJ ALETİ VAR DATA KABLOSU VAR (USB 2,0) KULAKLIK VAR ARAÇ ŞARJI VAR BATARYA Lİ-İON 1800 mAH 4.2 V AnyCool T808 den daha iyi olduğu yorumları yapılıyor tabi ama reklamasyonda olabilir hayırlı olsun alacaklara Sık Sorulan Sorular ve Cevapları
SIKÇA SORULAN SORULAR 1 – Telefonu kılıfına koyduğum zaman bir çok menü açık kalıyor? CEVAP: Kullanmış olduğunuz letus t808 dokunmatik ekran olduğu için tuşları kitlemeden cebinize veya kılıfa koyduğunuz zaman birçok menüye girerek ayarları değiştirebilir bu nedenle karşılaşmamanız için lütfen menü,ayarlar,güvenlik ayarları,otomatik tuş kilidi’ne tıklayarak otomatik tuş kilidini aktif duruma getirmeniz lazım. Not eğer telefon ayarları karışmış ve eski haline getiremiyorsanız fabrika ayarlarına geri dönmenizi tavsiye ederiz (telefon şifresi 1122’dir) fabrika ayarlarına geri dönmeden bilgilerinizi yedekleyiniz. 2 – İkinci hattı taktığım’da acil yazıyor ?CEVAP:İkinci hattı taktığınızda acil yazıyorsa ikinci sim kartın pin kodunu kaldırmanız gerekiyor. 3 – Ekran kalemi ile bir nesneye tıkladığım zaman başka bir nesne açılıyor ?CEVAP:Ayarlar menüsünden kalem kalibrasyonu var oraya tıklayarak açınnız ve ardından ekran kalemi ile ilk önce ekranın ortasına daha sonra kırmızı noktalara basınız. 4 – Televizyon hiç çekmiyor ?CEVAP:Televizyon hiç çekmiyorsa bekleme modunda (menüye girmeden) tv tuşuna basınız ve ardından seçenekler tuşuna basıp area settings tıklayınız alt menüden türkiye’yi seçiniz ve bir önceki menüye gelerek auto search’ tıklayarak kanal araması yapınız. 5 – Telefonda karşı tarafa ses gitmiyor ?CEVAP:Bir yerle görüşme yaparken yukarı yön tuşuna basarak hoparlör’ün sesini açınız. 6 – Telefona mp3 attığım zaman müzik çalarda göremiyorum ?Telefona attığınız şarkıları görebilmek için ilk önce menü,multimedya,müzik çalar,liste,seçenek,ayarlar’a girerek oradan 1. Seçenek olan çalınan liste (açık) olacak ve son olarak tamam düğmesine basarak müzik çalardan çıkınız göndermiş olduğunuz mp3 dosyası telefonun (received) klasörüne gelir mp3’e ulaşmak için menü,dosya yöneticisi,hafıza kartı,received’e tıklayarak açınız ve oradan telefona bluetooth’la göndermiş olduğunuz mp3..2ün üzerine gelerek seçenek tuşuna basınız ve ardından (taşı) seçeneğine tıklayınız taşı seçeneğine tıkladıktan sonra karşınıza klasörler gelecektir o klasörlerin için’de (my music)klasörünün üstüne gelerek seçenek ve tamam tuşuna basınız taşıma işlemi bittikten sonra müzik çaları açarak (menü,mutimedya,müzik çalar,liste,seçenek,listeyi yenile)seçeneğine tıklayarak tamam tuşuna basınız artık telefona atmış olduğunuz mp3 müzik çaların listesinde görünecektir. 7 – Mp3’ü zil sesi yapamıyorum ?Mp3’ü zilsesi yapmak için (menü,dosya yöneticisi,hafıza kartı,my music)’e tıklayarak açınız oradan hangi mp3’ü zil sesi yapmak istiyorsanız o mp3’ün üzerine gelerek seçenek,ilet,kullanıcı profiline seçeneğine tıklayınız ardından ana menüye dönerek sırasıyla menü,kullanıcı profilleri,genel,kişiselleştir,ses düzeni,gelen arama’ya tıklayarak orada aşağı yukarı ok tuşlarını kullanarak seçmiş olduğunuz mp3’ü bulunuz ve tamam tuşuna basarak ardından zil sesi olarak ayarla seçeneğini seçerek tamam’a basınız (Aynı şekilde ikinci hattınızın’da aynı şekilde çalmasını istiyorsanız sim 2 gelen arama çağrı zil sesini aynı mp3 zil sesini atayarak ayarlayabilirsiniz ) (Not: Telefona 5 adetten fazla mp3’ü kullanıcı profilinde göremezsiniz bu sorunu gidermek için sırasıyla menü,kullanıcı profilleri,genel,kişiselleştir,ses düzeni,gelen arama’ya tıklayarak orada aşağı yukarı ok tuşlarını kullanarak seçmiş olduğunuz mp3’ü bulunuz ve tamam tuşuna basarak değiştir seçeneğini tıklayınız oradan başka bir mp3 ile değiştirerek bu sorunu giderebilirsiniz) 01:32 - 26/3/2008 - yorum {yok} - yorum yazTags NedirGooglenin Sitemizi daha iyi indexlemesi için kullanılan bir uygulamadır. konulara eklenen tagslar sayesinde o kelimelerin geçtiği her konu google tarafından indexlenir ve kolayca aramalarda bulunabilir.
http://www.paylasimsepeti.com/tags/wallpaper/ http://www.paylasimsepeti.com/tags/ http://www.paylasimsepeti.com/tags/duvarkagidi/ http://www.kadinin-dunyasi.com/tags/ http://kadinlar-forumu.com/tags/
deneme ve örnek tagslar bu şekilde görebiliriz.
14:37 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yazTürkiye korkularını dengelemeyi öğreniyorTürkiye korkularını dengelemeyi öğreniyor
Nihat GENÇ
Akşam 30/06/2005 İran'da muhafazakar Ahmedinejad'ın seçim kazanması Tükiye'de eskisi gibi infiale sebep olmadı. Şüphesiz yüksek sesle molla karşıtı yazılar yazıldı. Ancak, eskisi gibi, bu yazılar panik havasında ve neredeyse bir laik savaş üslubunda hiç olmadı. Bilindiği gibi İran'da reformcular çoğunlukta ancak, baskılar, sindirmeler, seslerini, hareket alanlarını daralttı ve seçimlerden çekilip meydanı muhafazakarlara bıraktılar. Ahmedinejad'ın kim olduğunu öğrenmek isterseniz, Tahran'a bakın, Melih Gökçek'le aynı yıllarda aynı otobanlar aynı çirkin estetik dışı mimariyle bölgenin iki bozuk şehri Ankara, Tahran! İran'da bir bakana 'reformcuları neden dışlıyorsunuz' dedim. 'Biz, dedi, devrimle iktidara geldik, onların da kendilerine alan açması için devrim yapacak kadar güçlü olmaları lazım!'.. Reformcuların gün gelip devrim yapacak güçleri olmayacak, çünkü petrol ve silahlar muhafazakarların elinde. Yani İran'da siyaset uzun yıllar daha kilitli kalacak. Bu siyasi kördüğüm on yıllar boyu çözülemeyecek. Kördüğümün sebebi Kur'an'ın ayetleri. Hangi mollayla konuşsanız, yine gülerek, 'Yasağı koyan Allah' diyor, 'yoksa, dükkan senin' demeye getiren espriler yapıyorlar. Ancak, muhafazakarlar reformcuların Müslümanlığından asla kuşku duymuyor. Birçok muhafazakar reformculara gizli bir aşk dahi duyuyor. Ayrıca reformcular isteseler bir günde muhafazakar iktidarı yıkarlar, dış destek arayarak bunu yapabilirler, ama, ülke sevgileri ve onurları gereği akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlar. Ve şüphesiz İran'da siyasi savaşı sokak belirliyor. Bugün Tahran'da oturulacak tek kahve olmaması, ya da gençlerin yan yana geleceği hiçbir yer olmaması büyük bir meydan savaşına sebep oluyor. Giyim, sokak, alışveriş ve buralardaki davranışlar her şeyi belirliyor... Birkaç küçük hikaye anlatayım. Birkaç üniversiteli genç kız bizim Türk olduğumuzu öğrenince, bize hemen 'Müjde Ar, İbrahim Tatlıses'in kızıymış, doğru mu?' dediler. Televole programlarının müptelası hepsi. Tanımadıkları yok. Hatta, benim bile çıkartamadığım bizim 'Akın' adında bir popcumuza vasıtamızla selam gönderdiler. İranlı yüksek bir görevli, biz Türkiye'yi televolelerden tanıyorduk, tayinimiz çıkınca şaşırdık, meğer sizin buralar da bizim sokaklara benziyormuş, öyle her taraf çıplak kadınla dolu değilmiş, dedi... Bir büyük hediye mağazasından hediyelik alırken, arkadaşımız, İran'ın büyük takımlarından Persopolis'in formasını gördü ve satın almak istedi. O saate kadar bize soğuk, ciddi, yabancı davranan mağaza görevlileri, Persopolis formasını satın almak istediğimizi anlayınca çılgına döndü... Neye uğradığımızı şaşırdık, çünkü, mağaza görevlileri kendi aralarında bayram yapar gibi eğlenip ortaya fırladılar. Hatta sokağa çıkıp yan komşu dükkanlara bağırdılar. Herkes bize bakıyor, sebep, dışarıdan gelip Persopolis forması satın almamız... İran'la aramızda derin ve çözülmez bir kültürel trajedi var, şöyle, İran edebiyatı Türk kızlarını abartarak över, Türk şiir edebiyatı da İran kızlarını anlata anlata bitiremez. Yani her iki ülkenin gözü komşusunda. Bu durumu ben de müşahade ettim. Zayıfça ve çirkince bir yüzüm vardır, ülkemden erkek olarak yeterince ekmek yediğim söylenemez. Gerçi ben kendimi kahraman yazarlığa vererek mevzuyu unutmaya, geçiştirmeye çalışıyorum. Ama İran'da, mesafeli, soylu, inceden tetkik edip, derinleşen çapkınca kadın bakışlarıyla çevrildim. Hah, dedim, işte ben memleketimi buldum. Neye uğradığımı şaşırdım. Hayatımda ilk defa kendimi erkek gibi ya da ona yakın hissettim. Zaten kaşları, gözleri ortada. Kadınların fazla cesur, kendilerine aşırı güvenleri, kendimi fazlaca ortaya salmamı engelledi. Bir savunma hali, bir içe kapanma, bir utanma hissi uyandırdı, ne desem, güvercin gibi bir şey oluyordum... Bir davette, ancak, edebi hikayelerde görebileceğim kadar masalsı güzellikte genç bir hanımla karşılaştım. Ancak, gelin görün ki, bu güzel hanımın etrafını Türkiye'den birlikte gittiğimiz bizim kızlar sarmış, harıl harıl konuşuyorlardı... Baş başa kalmanın imkanı yok. Mevzuya doğru yaklaştım. Bizim kızlara, lütfen, rica ediyorum, beni bu hanımefendiyle bir dakika baş başa bırakabilir misiniz? dedim. Korkmayın, taciz edecek, sarkacak, bir üslubum asla olmayacak... Benim coşkulu, edebi metinlerimi derinliğine okumuş arkadaşlar, İranlı bayanın ırzına geçecekmişim gibi bir hava estirip bana tecavüzcü muamelesi yaptılar... 'Yahu yalvarıyorum, buralara bir daha gelemem, ben bu kadını daha nerede görürüm. Korkmayın yemem. Ülkemi zaafa düşürecek tek laf etmem. Ben Türkiye edebiyatının bir temsilcisi olarak, (bayanı işaret ederek) İran edebiyatıyla şöyle ayaküstü birkaç laf etmek istiyorum' dedim... Bizim kızlar, benim, büyük bir suça karışmakta olduğum izlenimini bana vererek, geriye doğru birkaç adım çekildiler ve saha bana kaldı... Olup biteni tebessümle izleyen İranlı genç hanımla baş başa kaldık. Hanımefendiye şüphesiz iltifatla yaklaştım: 'Günlerdir İran'dayız, ama galiba İran'ı şimdi görüyoruz!'.. Hafifçe ve edeplice gülümseyince iltifatlarıma hız verdim, galiba, ayarı kaçırdım.. 'Sizleri hep edebiyattan takip ediyordum, ama şimdi, kaş, göz, boy, işte karşımdasınız... Bundan sonra İran edebiyatı okurken artık gözümde siz canlanacaksınız!'... Kendimi tutamıyorum, bizim kızlar rezil olduk der gibi dişlerini ısırıyor, konuşmam hemen bitsin, istiyorlar... Birden sözü siyasete döktüm... 'Siz reformcusunuz ama, siyah giyiniyorsunuz. Her şeyiniz siyah. Başka bir renk hoşunuza gitmiyor mu? Ya da muhafazakarları tepeden indirirseniz kıyafetinizi değiştirmeyi düşünüyor musunuz?' dedim... İranlı genç kadın: 'Siyah benim halkımın bayrağıdır. Devrim de yapsak, ben siyahtan vazgeçmem. Siyah giymekten onur duyuyorum. İran denince aklıma bu soylu renk gelir. Ben ülkeme, geleneklerime hayranlık duyduğum için siyahı ölünceye dek giyeceğim! 'Ama, dedim, muhafazakarları hiç sevmiyorsunuz...' Genç bayan: 'Onlar dedi, benim ülkemin son otuz yılıyla alakalı insanlar, ben sizinle, bir tarihten binlerce yılın içinden konuşuyorum!'... İşte İran bu. Binlerce yılın şiiri, geleneği, kültürü... Bu uygarlık değerleriyle kendilerine güven duyan insanların ülkesi. Genç hanım, Hafız, Camii, Sadi, Hayyam gibi şairlerden övgüyle söz edip, sözü hemen Persopolis'e getirdi. Persler'in antik şehri. Bu antik Pers şehrini döndüre döndüre ballayarak uzun uzun hayranlıkla anlattı. Şunu demek istiyordu. Bu topraklar binlerce yılın, yüzlerce kültürün ülkesidir! Aynı şekilde, İran İslam devriminin simge kadınlarından olmuş, kara çarşaflı kadın rektör, bizi şu sözlerle karşıladı: 'Tarihin en kadim kavmi olan Hitit uygarlığının çocukları, Persler'in ülkesine hoş geldiniz!'... Bunlar, şu anlama geliyor. Ülkemizde son otuz yılda İran'daki rejime karşı yazılar sert bir düşmanlık havasında yazılıp çizildi. Ve İran'ın bu çok zengin uygarlıkları, kültürleri ihmal edildi. Böylelikle bu güzel komşumuzu gençlerimize yanlış tanıttık. Paniğe düştük. Ticareti, siyaseti kestik. Ve paniğimizi fırsat bilen İsrail ve ona benzeyenler bu çatışmadan faydalandı. Sonunda Avrupalı ülkeler içinde komşumuzla en az ticaret yapan, gidip gelen ülke olduk... İran güçlü ve zengin ülke. Bu ülkeyi zengin uygarlıkların ülkesi olarak anlamaya çalışmanın bize şöyle bir faydası olacaktır: İşte bugün kilitlenmiş bu kördüğümü çözecek olan, İranlıların topraklarına, tarihlerine, geleneklerine ve uygarlıklarına olan bu büyük güvendir. Bu güçlü uygarlıkların çocukları bugünkü kilitlenmiş siyasi sistemi çözmek için büyük bir şanstır... Yazım burada bitiyor, ama, birkaç küçük hikaye daha anlatayım... Tahran'da cuma namazına gidiyorum. Hocanın sesi mikrofanda... Ofli hoca gibi eğlenceli geldi bana. Vaazın içinde Türkiye ve Mustafa Kemal isimleri geçince, tercümana dönüp, ne diyor bu hoca, dedim. Hoca şunu söyledi: 'Yatın kalkın dininize şükredin, bakın komşumuz Türkiye, Mustafa Kemal yüzünden dinini yaşayamıyor, işte siz rahatlıkla cumalarınızı kılıyorsunuz?'... Gülmekten yere yıkıldım, çünkü tam bir Ofli hoca vaazı... Yani bize ne çok benziyor. Ayrıca, cumaya gelenlerin sayısı Türkiye'yle kıyaslanmayacak kadar az. Yüzde bir dersem, şaşırmayın. Cuma kimsenin dıngılında değil... Ve cumada, Tahran sokaklarında binlercesini gördüğümüz iyi giyimli, makyajlı, sürmeli, hatta uzun saçlı, örgülü saçlı genç erkek öğrencilerden tek bir tanesi yoktu... Oysa sadece bizim Kocatepe Camii'nin kalabalığı buradan on kat fazlaydı ve üstelik Kocatepe'yi yoğun bir Bilkentli ve Ortadoğu Üniversiteli genç kalabalık oluşturur. Özetle, Ortadoğu topraklarını gezdikten sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Evet bir başörtüsü sorunumuz vardır. Bunu bir kenara koyarsak, Anadolu insanının Müslümanlıkla kurduğu ilişkinin estetik, kültürel, derin, saygılı, itidal ve yaygın ölçülerini başka topraklarda bulmak zor. Sanki müslümanlığın asil ölçüleri bu toprağın mimarları, bu toprağın Itri, Dede Efendi gibi müzisyenleri ve bu toprağın mütedil halkı tarafından en soylu kalıplara sokulmuş... Kubbelerimize, giyime, davranışlarımıza kadar sinmiş.. Yani, ben de yazımı, Tahran'daki hocaya karşılık olsun diye şu cümlelerle bitireyim: 'Ey Türkiyeliler yatın kalkın dinimizin kıymetini bilin. Dininize şükredin. Müslümanlığı bu denli saygılı, mütedil ve derin asalet ölçüleriyle yaşayabilen başka Müslüman halk, ülke bulmanız zordur!..' Ancak, ülkemde gördüğüm en büyük ölçüsüzlük, Ortadoğu topraklarına karşı laik menşeli ve çok sert, düşmanca, panikle yazılmış yazılardır. Ama, sanırım, yavaş yavaş mutlu oluyoruz, çünkü panik havası yerini itidale bırakıyor. Ülkemiz, komşuları İran ve Suriye'yle yeniden konuşmanın yollarını buldu, buluyor gibi... İşte dilimizdeki panik havası kayboldukça, laik şeriat savaşını bir büyük siyasi sermaye yapan İsrail kahroluyor ve bizi düşmanlaştıracak malzeme bulamıyor. Bu da şu demek: Huzur... 14:35 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yazHoldinglere karşı yoksullar nasıl mücadele edecekHoldinglere karşı yoksullar nasıl mücadele edecek Nihat GENÇ
Akşam 12/05/2005 Eski Amerikan filmleri TRT 1'de hala gösterilir. Batı'ya hücum eden göçmenler başkasına ait topraklara/çiftliklere gelip yerleşir ve çatışma başlar. Çünkü çiftlik sahibi, adamlarıyla yerleşimcileri/kolonistleri tehdit eder. Sonra iş kovboy çatışmasına döner. Yerleşimci (işgalci) ile çiftlik sahibinin çatışmasına konu olan ne çok film izledik. Ve bu filmlerde Amerikan kültür ve siyasetinin ve hatta kapitalizmin ruhunu ayan beyan izliyorduk. Bu filmler bizleri vahşi kapitalizme hazırlayan gizli ve etkileyici sahnelerle doluydu. Şöyle: Bu filmlerde nedense, 'işgalciler' yani sonradan gelip yerleşenler masum gösterilirdi. Toprağın gerçek sahipleri ise gaddar, acımasız ve atlıları ve kovboy adamlarıyla bizlere hayat hakkı tanımayan kötü karakterler olarak tasvir edilirdi. Oysa çiftliğin/toprağın sahibi bu gaddar gösterilen adamlardır. Kötü olması gereken de bu adamın toprağına gelip işgal edenlerdir. Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize sevdirmeye çalışır!.. Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur. Oysa tam tersi, işgalcilerin çocukları melek, genç ve güzel kadınları 'meryem' kadar saf gösterilir. Bu işgalci aileye duygusal yakınlık, çiftlik sahibine karşı ise kin duyarız. Başkasının toprağını işgal edip toprağı süren, ekin eken, tohumlayan, tarlayı çapalayan bu çekirdek ailenin bir küçük ev, bir yeni dünya kurmasını mutlulukla izler, bu aileye taraf oluruz. Oysa toprağın sahibi o gaddar atlı adamdır. Oysa, bizim küçük çocuk, genç güzel karısıyla hayat kurmaya çalışan 'işgalcidir'.. Sorumuz şudur? Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize sevdirmeye çalışır!.. Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur. (İşgalcilerin başkalarının tapulu arazilerine gelip yerleşmesi ne sevinçli bir serüvendir!) Amerika ve kapitalizm buradan unutulmaz dersler çıkartmıştır. Çünkü Amerika'da toprak ve mülkiyet kanunu 'işgalcilerin' lehinde gelişmiştir. Şöyle: İşgalciler, diyelim, geldikleri İngiltere'nin örfi hukukuna göre mal sahibinin haklarını koruyan bin yıllık geleneksel yasaları Amerika'da çiğnemiştir. Toprak ve mülkiyet kanunları kolonicilerin lehinde gelişti. Yani, toprak ve mülkiyet kanunları işgalci mantığıyla geliştirildi. Şöyle: Diyelim bir adamın çiftliğine gizlice ve izinsiz gidip yerleşiyorsun, bir sezon orayı ekip biçiyorsun, ya da orada herhangi bir faaliyette bulunuyorsun. Böylelikle orada hak sahibi olabiliyorsun. Bunun hukuki tartışması çok uzun. Zaten 1850'li yıllarda bu hukuk davalarının ebediyyen bitmeyeceğini söylüyordu hakimler. Amerika'da son üçyüzyıl en çok konuşulan şey, kimin toprağında kimin hakkı olduğu, tartışmasıydı. Ancak orada da işgalcilerin oyunu almak isteyen siyasetçiler ortaya çıktı ve hukuku zorladı ve toprak davaları onlarca yıl sürse de yerleşimcilerin lehinde sonuçlar çıktı!.. Bir başka soru soralım! Neden bu filmlerde bu kadar çok şerif ve kovboy vardır. Çünkü ortada hukuk ve ahlak yoktur. Güçlü olan ve bastıran kazanır. Artık evrensel bir özdeyiş olarak şu sosyolojik sonuca ulaşıyoruz: Geçiş toplumlarında hukuk ve ahlak yoktur!.. Tıpkı 1980'li yıllardan günümüze kadar, ülkemizde olduğu gibi. Buradan şuraya sıçrıyoruz. Özal da tıpkı Amerikan politikacıları gibi oy uğruna şehir etrafına yerleşmiş işgalci gecekondulara tapu dağıtmıştır... Sonra yirmibeş yılda büyük şehir etraflarında tapu, arazi yağmaları, mafyatik çatışmalar, işgalciler, yıkımlar, ülkemizin en büyük sosyal sorunu olmuştur. Ancak bugün, tapu krizleri yavaş yavaş sona ermekte. Şehre akın etmiş insanlar nihayet bu uçsuz bucaksız varoş tepelerinde ev sahibi, mülk sahibi, toprak sahibi, arazi sahibi olup, işgalcilikleri bitip hukuki haklar kazanmakta. İşte kapitalizmin büyük devrimi için ilk büyük ayak tamamlandı. Amerika'da oluşan büyük servetlerin nasıl sermayeye dönüştüğünün sırrı burada yatıyor. Bugün dahi dünyayı ele geçiren büyük Amerikan sermayesinin köklerini araştıranlar, bize bu 'gayrimenkulları' gösteriyorlar. Gayrimenkullerin ya içinde oturur, ya da kiraya verirsiniz. Ancak, gayrimenkuller başka işe de yarar. Gayrimenkulün 'sermaye' olabilmesi için bu gayrimenkullerin 'ipotek' değerinin devreye grimesi lazım. Bunun için 'SİT alanı' gibi ya da miras gibi ya da başka şekilde oluşmuş tapu davalarının sonuçlanmış olması şart. Çünkü, arazini ipotek ettirerek kredi alırsın ve bu parayla yeni bir iş, ya da yeni bir ev ya da bir küçük yatırımın ilk adımlarına başlayabilirsin. Literatürdeki adı, küçük ve orta boy şirketler, yani, kabaca, küçük esnaf dediğimiz küçük girişimlerin tek şansı da budur. Evini, arabasını ipotek ettirerek sokağına bir dükkan açacak. Sorun şu: Amerikan sermayesinin kökeni uçsuz bucaksız Amerikan vadileridir. Ankara'dan gaza basıp yüzlerce gecekondu tepesini aşıp Bala'ya kadar giderseniz uçsuz bucaksız tarlalar göreceksiniz. Bu sonsuz büyüklükte arsaları ekonomik zihniyetimiz gereği, mahsulü, ekini, kuraklığı, çiftçi borçları, faizleri olarak görüp yorumladık. Oysa sermayenin zihniyeti bu arsaları ipotek değerleri olarak düşünür. Şimdi, tapu dağıtılan göçmen çiftçi/işgalci ailelerin okumuş çocukları düne kadar devlet kapısında iş buluyor, KİT'ler büyüyordu. Şimdi satılıyor, özelleştiriliyor. Artık bu işgalcilerin çocukları kendi evlerine sadece oturulacak yer değil, bir yatırım olarak bakmayı düşünecek. Kendi gecekondusuna yatırım olarak bakınca ne olacak? Ucsuz bucaksız Amerikan coğrafyasının sermaye haline gelmesinin sırrı işte bu. Bu sır, sermayenin sırrı. Hernando De Soto, 'Sermayenin Sırrı' adlı kitabında işte bu sırrı anlatır. De Soto, bir araştırma ekibiyle on yıllar boyu, Meksika'da, Orta Amerika'da, Latin Amerika'da, Güneydoğu Asya'da, Mısır'da, Türkiye'de, Rusya'da oluşmuş büyük yoksul kalabalıkları ve şehir varoşlarındaki işgalci barakaları araştırır. Sonuç şudur: Ellinin üstünde beş milyonu aşmış bu devasa yoksul şehirler Amerika'nın işgalci yüzyılını andırmakta. Bu uçsuz bucaksız karmaşık teneke ev tepelerine iyi bakılırsa, bu işgalci evlerin tapulandırılması, başka bir enerjiyi devreye sokacak. Çünkü dünyanın en büyük holdingleri dahi bu kadar büyük servete sahip değil. Bir gecekondu mahallesinin tapu serveti o ülkenin en büyük holdingiyle başedecek güçte. De Soto, bu sonuçlara on/yirmi yılını verdi. Yoksul mahallelerde dünyanın en büyük servetleriyle başedecek servetler yattığını rakamlarla ortaya çıkardı ve insanlığa tavsiyelerde bulundu... De Soto bu araştırmayı neden yaptı? İki şey için. Birincisi. Holdingler dünyayı ele geçiriyor. Madenleri, fabrikaları, bankaları, mahalleleri, ormanları. Bu dev holdingler karşısında güç kalmadı, direnç kalmadı. Ve ortaya akıl almaz şu feci sahneler çıkıyor: Mesela Kahire'de, bir tarafta plaza benzeri cam fanus içinde yaşayan milyonlarca zenginin oluşturduğu mahalleler. Diğer tarafta mezarlık içinde yatan milyonlar. Tek çare, bu yoksul kitlelerin ekonomiye dahil edilmesi. İkincisi şu: Yoksul kitleler tapu/ipotek değerleriyle, küçük işletme yatırımlarıyla ekonomiye dahil edilmese facia dünyanın sonunu hazırlıyor. Çünkü kurtarılmış mafya mahalleleri, eroin, kaçakçılık, cinayet, gasp. Polisin dahi giremediği mahalleler. Tabii ki kayıtdışı ekonomi büyüyüp mafyatik ekonomiyi besliyor, yani büyük paralar var ama sermayeleşemiyor. Peki, ben bu yazıyı niye yazdım. Geçen hafta Bend Deresi'ne bakan Hıdırlıktepe'yi yüzün üstünde polis arabası çevirdi. Esrar, eroin, hırsızlık, cinayet kol geziyor. Ayrıca Hıdırlıktepe'nin karşısı Hacıbayram. Şehrin göbeği. Tinerciler, gaspçılar yangınlar çıkartıp birçok ev sahibini kaçırttı... Evler yakılıp sahipleri kovuldu ve gaspçıların, tinercilerin işgaline girdi. Yüzlerce evde gündüz uyuyor gece hırsızlığa çıkıyorlar. Burası Ankara'nın merkezi, tam ortası. Hacıbayram Camii'ne yatsı namazına gelenler dahi soyuluyor. Bir daha, ben bu yazıyı niye yazdım. Ülkemizde ekonomiyi herkes holding ekonomisi biliyor. Holdingler satılıyor, bankalar satılıyor, borsa, döviz, işte, ekonomi dünyası bu çerçevede oluşuyor. Geniş kitlelerin ve yoksul kitlelerin ekonomisi konuşulmuyor ve şunlar-şunlar oluyor: Sizlerin ne kadar büyük holdingleri olursa olsun, dışarıdan gelen daha büyük holdingler sizin holdinglerinizi satın alıyor, işte bankalarınız, fabrikalarınız, hatta süt ürünleriniz dahi yabancılar tarafından ele geçirildi. Bize, pis ulusalcılar, yabancı sermayeye neden karşısınız, ekonomi budur, diyorlar. Biz de, ekonomi holdinglerin değil, daha geniş kitlelerin eline geçerse ve servet daha geniş kalabalıklarca bölüşülürse yabancıların bunu satın alamayacağını söylüyoruz... Mesela, Kalkan'dan İngilizler'in ev alması. Bize, yabancılar ev alıyor ne var bunda, siz de Avrupa'da alıyorsunuz, pis ulusalcılar, siz ekonomiye karşısınız, diyorlar. Biz de onlara laf anlatamıyoruz, diyoruz ki, Kalkan'dan İngilizler ev alıyor, burada sorun yok. Biz alamıyoruz, sorun burda.
Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler alıyor. O halde, ekonomiyi geniş kitlelerin imkanlarıyla düşünebilmeliyiz Mardin'den yirmi yıl önce gelmiş ve yirmi yıldır midye satan bir küçük aile Kalkan'dan hala neden ev alamıyor. Bu aile Kalkan'dan ev alıp Kalkan'a İngiliz aile gibi rahatlıkla yerleşemiyor. Bu aile Kalkan'da İngiliz aile gibi mutlu olamayacaksa, bir toplum nasıl kurulur? Bu dünya nasıl döner... Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler alıyor. O halde, ekonomiyi geniş kitlelerin imkanlarıyla düşünebilmeliyiz. Kardeşlerim, ben bu yazıyı niye yazdım. Dünyada hangi iktisatçının kitabını okusam, mutlaka, geniş ve yoksul kitlelerin halleri ne olacak diye bir araştırma ve peşinden bir büyük endişe görüyorum. Bu endişeyi neden ve hiç ülkemiz medyasında göremiyoruz... Özet: Ekonomi holdinglerden ibaret değildir. Besleme holding aydınları holdinglerin gücüne bakarak 'ülke ekonomisi' hakkında fikir, bilgi, düşünce beyan edemez. Ediyorlarsa ya cahildirler, ya satılmış!.. Zaten holdingleriyle birlikte satılıyorlar! Sonra, sabah yürüyüşü sırasında içimden geldi çimenler üstünde bir takla attım. Takla attığımı gören insanlar etrafımda kalabalık oluşturdu. Deli seyrediyormuş gibi bana bakmaya başladılar. Aman Allahım ben ne yaptım, sadece bir takla attım. Yaşlı bir hanfendi kalabalığa sordu: Ne var burda, nereye bakıyorsunuz. Kalabalıktan biri: Adamın biri takla attı, ona bakıyoruz. Yaşlı hanfendi: Ne var bunda merak edilecek. İşte böyle bir toplum. Bu toplumun neresinde yaşayacaksınız, s....... gidin. ![]() 14:33 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Tanım www.paylasimsepeti.com forum sitemize bekleriz. Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Paylaşım Sepeti Eywah Biz Kelebek Mevsimim Bahar Mevsimi Diğer Bloğum Kategoriler Son Yazılar - ActiBreast Site ve Blogları - Actibreast Nasıl Etkiliyor - Daha Güzel Göğüsler İçin ActiBreast - Soru Cevaplarla Excel Yardımı - Excelde verileri filtreleme - Excelde Tablo Nedir Nasıl Tablo Yaparız - Televizyonlu Cep Telefonu Letus T808 Çift Simkartlı dokunmatik e - Panasonic DMC-FZ18 Digital Fotoğraf Makinası - Word belgelerini koruma - Excelde Koşullu Biçimlendirme |