Paylasim Sepetine Hosgeldiniz

ActiBreast Site ve Blogları

Kategori: Saglik

Actibreast Blog ve Siteleri


Cildimizi Seviyoruz Sitesi
ActiBreast Sitesi
Azbuz Actibreast Bloğu
Göğüs Büyütücü Blogspot Bloğu
Sağlıkçıdan Blogcu Bloğu
Actibreast Mynet Bloğu
Cildimizi Seviyoruz Blogcu Bloğu
Paylaşım Sepeti Blogspot Bloğu

 

14:06 - 16/10/2008


Actibreast Nasıl Etkiliyor

Kategori: Saglik


http://www.actibreast.org/
Yağ dolgusu (lipofilling), vücutta hacim kazandırılmak istenen bölgelere yağ takviyesini amaçlayan bir cerrahi tekniktir.

Cerrahi yöntemlere başvurmadan lipofilling elde etmek mümkün mü?
Ürünümüz Actibreast, özel geliştirilmiş formülü ile cerrahi yöntemlere gerek kalmadan lipofilling etkisi gösterir.

Yağ dokusunun göğüs büyüklüğündeki önemi

Göğüs dokusunun önemli kısmını yağ hücreleri ve süt bezleri oluşturur. Kilo alan kadınlarda göğüsler dolgunlaşır ve büyür. Vücut genelinde kilo almadan da sadece göğüslerde biriken yağ miktarını artırmak göğüs hacminde büyümeyi sağlar.














Patentli aktif maddenin yağ hücreleri üzerindeki etkileri bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Hiçbir hormonal etki göstermeyen bu fitosterol:
- Yağ hücrelerinin (adiposit) çoğalmasını ve farklılaşmasını tetikler.
- Yağın depolanmasını sağlar.
- Yağ dokusundaki adipositlerin (yağ hücrelerinin) hacmini arttırır.
- Göğüsler, kalça, yanak ve ellere uygulanabilir.













DNA dizisi tarafından açığa çıkarılmış etki mekanizması:

Yağ hücresi (adiposit) ayrımlaşması:

1- MAX bağlayıcı proteinin stimülasyonu ve PPAR yolu.

Yağ depolama:
2- Yağ asiti zinciri ve yağ damlacığı oluşumundan sorumlu adipofilin proteininin stimülasyonu.
3- SLC2A5/GLUT5'in stimülasyonu, fruktozun yağ hücresi içine taşınmasına neden olur.



Aktif Maddenin özellikleri:

İşlev: Kozmetik lipofilling (yağ dolgusu) benzeri bir etkiyle local olarak uygulandığı bölgede vücut hacmini arttırır.

Tanım: Aktif madde yağda çözünebilir bir madde içinde tropikal bir bitki kökünden elde edilir. Koruyucu madde içermez.

Özellikler: Yağ hücreleri' nin ayrımlaşmasına, çoğalmasına ve yağ dokusunda adiposit artışıyla yağ depolanmasının artmasını sağlar.

Aktif maddenin etki mekanizması DNA-array (dizi) tekniğiyle aydınlatılmıştır. Ayrımlaşma yolaklarını aktive eder (PPAR,COPS3, COPS5); glukoz-fruktoz yolağı yoluyla yağların birleşmesini uyarır (adipophilin, SLC2A5, GLUT5) ve ekstraselüler matriks arasında yağ dokusu ortamını güçlendirir (LOX, ECM2).

* Hormonal aktivite içermeyen bir fitosteroldür.


- Preadiposit ayrımlaşmasını (ayrımlaşma işaretleyicisi G3PDH etkinliğinin ölçümü ile) % 201
- Adiposit çoğalmasını % 32
- Yağ depolanmasını % 641
- Yağ hücrelerinin (adiposit) hacimlerini X 22 kat ARTTIRIR


Aktif madde ile 28 günde yağ hücrelerindeki artışı gösteren deney sonuçları

 



REFERANSLAR

GREGOIRE FM, SMAS CM and SUL HS, 1998
Understanding Adipocyte differentiation
Physiological Reviews, 78 (3), p 783-809

ROSEN ED, WALKEY CJ, PUIGSERVER P, and SPIEGELMAN BM, 2000
Transcriptional regulation of adipogenesis
Genes & Development, 14 p1293-1307
Eur J Pharmacol. 2000 May 26; 397(1):187-95.

SHI H, HALVORSEN YD, ELLIS PN, WILKISON WO, and ZEMEL MB, 2000
Role of intracellular calcium in human adipocyte differentiation
Physiological genomics, 3, p75-82.

Daha Fazla Bilgi için Tıklayınız

14:45 - 14/10/2008


Daha Güzel Göğüsler İçin ActiBreast

Kategori: Saglik
Daha Güzel Göğüsler İçin ActiBreast

> Göğüs büyüklüğünüzden memnun musunuz?
> Daha diri ve dolgun göğüsler mi arzuluyorsunuz?
> Bir göğsünüz diğerinden küçük mü?
> Hamilelikten sonra göğüsleriniz mi gevşedi?



ActiBreast Göğüs Büyütme ve Dolgunlaştırmaya yardımcı Krem

  
> Aktif maddenin testlerinde klinik çalışmalarda 30 denek üzerinde, 56 günde %8,4 e varan büyüme sağlamıştır.
> Aktif maddenin Patch-test, HET CAM, RIPT, Ames testleri UNISIS (European Organization Of Cosmetic Ingredients Industries And Services) tarafından yapılmıştır.
> T.C. Sağlık Bakanlığı'nın 24.03.2005 tarih ve 5324 sayılı kozmetik yönetmeliğine göre üretilmiştir.



ActiBreast'in etkisini siz de görmek istiyorsanız ürünümüzü denemekte geç kalmayın.


LIPOFILLING NEDİR?

Yağ dolgusu (lipofilling), vücutta hacim kazandırılmak istenen bölgelere yağ takviyesini amaçlayan bir cerrahi tekniktir.

ActiBreast lipofilling benzeri etki gösterir.

PEKİ YA SARKMIŞ GÖĞÜSLER?

ActiBreast göğüsleri sadece büyütmüyor. Lipofilling etkisiyle, göğüslerde toplanan yağ miktarını artırarak, sarkmış ve gevşek göğüslere dolgunluk da kazandırmaya da yardımcı oluyor.

Özellikle kilo alıp verme ve hamilelik sonrası göğüsleriniz sarktıysa, ActiBreast' i deneyin.
BU YÖNTEM GERÇEKTEN ETKİLİ Mİ?

ActiBreast gerçekten göğüs büyütmede bir devrim açıyor. Bilimsel bir yöntemle göğüslerin büyümesine ve dolgunlaşmasına yardımcı oluyor. Sadece göğüsler için değil! ActiBreast, kalçalar ve bacaklar gibi vücudun dolgunluk istenen her bölgesinde kullanılabilir. Detaylı bilgilere Bu sayfadan sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Kozmetik ürünlerin etkisinin, vücut yapısına ve kullanıma göre kişiden kişiye farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır.
ACTIBREAST FİTOÖSTROJEN İÇERİYOR MU?

ActiBreast fitoöstrojen içermez.


*ActiBreast kozmetik üründür. İlaç değildir. Cerrahi yöntemlere alternatif değildir.


Daha fazla bilgi için Tıklayınız

14:39 - 14/10/2008


Çalışan anneler için emzirme rehberi

Kategori: Saglik

 Çalışan anneler için emzirme rehberi

 

Çalışan anneler için emzirme rehberi

Emzirme, anne ile bebeğin baş başa kalabildiği, gözleri ile konuşabildiği çok özel bir süreçtir.

Bebek ile en yakın temas, emzirme ile sağlanabilmektedir. Mükemmel ve eşsiz bir besin içeriğine sahip olan anne sütü, aynı zamanda bebeğin mikrobik hastalıklardan korunmasında önemli rol oynar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, emzirmenin bebeğin beyin gelişimini desteklediğini; obezite, diyabet gibi hastalık risklerini de azalttığını göstermektedir.

Emziren annelerde doğum sonrası kanamalar daha az olmakta; meme ve yumurtalık kanseri, kemik erimesi gibi hastalıklar da daha az oranda görülmektedir. Başarılı bir emzirme süreci için doğru bir başlangıç yapılması çok önemlidir. Bebeğini besleyebilme içgüdüsü, bazen annelerde yoğun bir kaygıyı da beraberinde getirir. Bu dönemde anneye güven telkin etmek, olumsuz düşüncelerden uzaklaştırmak ve destek olmak çok önemlidir. Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilda Çerçi Özkan, başarılı bir emzirme için annelerin gözden kaçırmaması gereken noktaları şöyle sıraladı:

Anneler, kendilerini psikolojik olarak emzirmeye hazırlamalı, emzirmenin bir sabır işi olduğunu bilmelidir.
Sütün gelmesini beklemeden bebek doğar doğmaz ilk yarım saat içerisinde emzirmeye başlanmalıdır. Bu sürede bebeğe kesinlikle şekerli su verilmemelidir.
Doğumdan itibaren her ağlama ya da süt isteme durumunda, saat sınırlaması olmaksızın bebekler emzirilmelidir. İlk haftalarda 3 saatten fazla uyuyan bebekler, uyandırılarak da olsa, emzirilmelidir.
Bebeğin memeye doğru şekilde yerleştiğinden emin olmalıdır. Bunun için bebek ağzını tam olarak açmalı ve meme ucu çevresindeki kahverenkli bölgeyi tamamen ağzına almalıdır. Bebeğin çenesi memeye gömük, alt dudak hafif dışa kıvrılmış pozisyonda olmalıdır.
Emzirmeden önce veya sonra bebeğe mama, şekerli su ve diğer besinleri vermekten kaçınılmalıdır.
Emzirme döneminde bebeğe biberon verilmemeli ve hatta ilk haftalarda emme şaşkınlığını önlemek için emzik bile kullanılmamalıdır.
Gebelikte olduğu gibi anneler kendilerine özen göstermeli, dengeli beslenmeli, günde 2-3 litre sıvı tüketmelidir. Anneler, ayrıca yeterince dinlenmeli, moralini yüksek tutmak için eşinden ve çevresinden yarım almalıdır.

 

Kaynak

 

www.kadinlar-forumu.com

 

21:34 - 26/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Kronik öksürüğün temelinde sigara var

Kategori: Saglik

Kronik öksürüğün temelinde sigara var

 

Pasif sigara içiciliğinin, çocuklarda görülen kronik öksürüğün en önemli nedeni olduğu belirtiliyor.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayten Uyan, pasif sigara içiciliğinin, çocuklarda görülen kronik öksürüğün en önemli nedeni olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Uyan, çocuklarda en sık karşılaşılan rahatsızlığını kronik öksürük olduğunu belirterek, ''Kronik öksürük genelde solunum yolu enfeksiyonlarından sonra görülür. Fakat çocuklarda kronik öksürüğün en önemli nedeni, aynı ortamda sigara içilerek pasif içiciliğin sağlanmasıdır'' dedi.

Öksürük tarzlarının hastalığa göre değişiklik gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Uyan, şöyle devam etti

''Öksürük, solunum yolu enfeksiyonlarında kaba ve havlar tarzda, boğmacada haykırma, astımda gürültülü, geniz akıntısında ise gıcık tarzında görülür. Mevsimsel değişiklikler ve ev tozu, hayvan, tüylü oyuncaklar ile karşılaşma sonucu olan alerjik öksürükler astımı işaret edebilir.''

Prof. Uyan, geniz eti iltihabının ve sinüzitin de genizde akıntı yaparak kronik öksürüğe neden olabileceğini sözlerine ekledi.
Kaynak

 

www.kadinin-dunyasi.com

 

 

21:32 - 26/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Aft Ağız Yaraları Nedenleri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kategori: Saglik

Aft Ağız Yaraları

 

Aftlar,Tam bir baş belasıdır, ağzımızın içinde acı veren yaralardır. Yuvarlak ya da oval şekilde, çoğu beyaz renkte oluşumlardır. Bu oluşumların sınırları son derece bariz yani keskindir. Çevresi kırmızı halkalarla çevrilidir. Başlangıçta yanma duygusu vardır. Bir gün sonra yanma duygusu ağrıya dönüşür.

Tarifinden de anlaşılacağı gibi aft, özünde bir ağız içi iltihabıdır. Bu yüzden de tıp edebiyatında AS(Aftöz Stomatit) olarak tanımlanır ve sık tekrarlayanlarına da RAS adı verilir. Sık tekrarlayan aftlar dikkatle izlenmelidir.

Behçet Hastalığı

RAS, genellikle 30 yaşın altında genç yaşlarda görülür. Bu yaştan sonra görülme sıklığı azalır. 40 yaşın üzerinde gördüğümüz aftlarda ise önce Behçet Hastalığı sonra bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar üzerine yoğunlaşırız.

Tekrarlayan ağız ülserleri(RAS), farklı görünümler ile karşımıza çıkarlar. En sık görüleni “Minör Aft” dediğimiz şeklidir. Minör aft, %80 oranında görülür. Bu, en hafif olan şeklidir. Yanaklarımızın ve dudaklarımızın içinde, dilimizin kenarlarında, ağız tabanında çıkar. Bu yaraların çoğu 1 cm yi geçmez ve iki hafta içinde iyileşirler.

Ergen aftı

Ergenlik sürecinde ortaya çıkan tekrarlayıcı aftlar, “Majör Aft” olarak bilinir. %10 oranında görülür. Majör aftların çapları 1 cm den büyüktür. Bu boyutları ile ağız içinde tükürük bezlerini de etkileyebilir.

Başlangıçta ateş, yorgunluk, halsizlik ve yutma güçlüğü gibi yakınmalara yol açabilirler. Minör olanlardan daha şiddetli ve dramatik bir ağrıya neden olurlar. Yaralar daha geniş ve derindir. İyileşmeleri de uzun süre alır. Bu, haftalar hatta aylara ulaşabilir. Bu tür aftlar iyileşse bile iz bırakabilir. Kalan bu iz, hastalığın geçmediği sanrılarına yol açabilir.

Uçuk benzeri aftlar, en az görülenidir. Görülme sıklığı %5 civarındadır. Bu tür aftları kadınlarda erkeklerden daha fazla görmekteyiz. 1-2 mm çapında uçuk benzeri onlarca döküntü söz konusudur. Bu “uçuklar”, bir araya gelerek büyük bir yara görünümü oluştururlar.

30 ve ileri yaşlarda daha sık rastladığımız bu tür yaralara tıp dilinde “Herpetik Ülser” adı da verilmektedir. Bu yaralar, senede birkaç defa tekrar ederler.

Tekrarlayan ağız yaraları, büyük oranda genetik yani soya çekimseldir. Karı ve koca birlikte bu hastalığı taşıyanların çocuklarında görülme yüzdesi, %90dır. Bu, hiç de azımsanmayacak bir orandır.

Bu hastalığın(RAS) oluşumunda travma, ön sırada sorumlu tutulmaktadır. Çiğnerken sert gıdalar, içerken aşırı sıcak ya da soğuk gıdalar, dişlerin doğrudan teması ve diş fırçası, ağzımızın içinde travmaya yol açan başlıca nedenlerdir. Korunma ve tedavi için de bunlardan sakınmak gerekir.
Yoğun bir yaşam temposu; ileri derecede gerilime yol açarak endişe, depresyon türünden psikolojik sorunlara neden olabilir. Böyle durumlarda ağızda aft yaraları ortaya çıkabilir. Stresten uzaklaşma ve rahatlama, olumlu etki yapar ve aftlar geriler.

Yediğine dikkat!

Afta neden olan yiyecekler arasında domates, peynir, çilek başta gösterilmektedir. Ayrıca buğday, tahıl, kahve, çikolata, çilek ve fıstık da sayılmaktadır. Konserve katkı maddeleri de pek çok duyarlı kişide ağız yaralarına neden olabilmektedir.

Bazı ilaçlara karşı duyarlılık ta afta neden olabilir. Böyle bir kuşku halinde kullanılan tüm ilaçlar gözden geçirilmelidir. Sadece ilacın ham maddesine değil, katkı maddelerine karşı da duyarlılık oluşabileceği unutulmamalıdır. Kısa bir zaman önce, böylesine inatçı bir aftı, Zofenopril türevi tansiyon ilacı kullanan bir hastamda gözledim. İlacı kesince sorun kalmadı. Prospektüs bilgisinde yer almasa da ilacın, aft yaralarına neden olduğu açık ve seçik olandı.

Aftlı hastalarda B vitaminleri, folik asit ve demir seviyelerini kontrol etmekte yarar vardır. Eğer bunlar arasında düşük seviyede olan var ise, yerine konarak iyi sonuçlar elde etmek olasıdır.

Aft, esas itibarı ile nedeni bilinmeyen bir hastalıktır. Çok az bir kısmı bazı hastalıkların öncesi ya da seyrinde ortaya çıkar. Dolayısıyla tedavi planlarken öncelikle bu tür hastalıkları dışlamayı hedefleriz. Ancak bu hastalıklar ve provoke eden etkenleri dışladıktan sonra tedavi düzenleriz. Alkol içermeyen gargaralar dışında seçilmiş olgularda, kişiye uygun dozlarda lokal ve sistemik kortizon tedavisi ile yüz güldüren sonuçlar almaktayız. Aftların önlenmesi ve tedavisinde ağız temizliği son derece önemlidir, asla ihmal edilmemelidir.



Aft yapan ilaçlar

*Romatizma ilaçları
*Kalsiyum kanal blokerleri
*ACE inhibitörleri



Aft yapan hastalıklar
*Behçet Hastalığı
*Ailesel Akdeniz Ateşi
*Bağırsak hastalıkları
*Bağışıklık yetmezliği
*Stres
 
 

14:29 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Bel Ağrıları Nedenleri ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Kategori: Saglik

 Bel Ağrıları Nedenleri ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Neredeyse her dördümüzden biri bel ağrısından yakınırız. Evimizde, çalışma hayatımızda; günlük olağan ve zorunlu davranışlarımız, bel ağrısına neden olmaktadır. Toz almaktan süpürmeye, çamaşırdan ütüye, bulaşıktan sofra kurmaya olduğu kadar uzun süre masa başında çalışma pozisyonları, belimize yük olarak biner, acı olarak yansırlar.

Bel ağrımıza neden olan durumları bilirsek, önlem almakta o kadar kolay olur.

Bel ağrısı nedenleri
*Ağır kaldırmak
*Uzun süre ayakta kalmak
*Sık yere eğilmek
*Dizleri kırmadan yük kaldırmak
*Fazla kilolu olmak
*Spor yapmamak

Yerden bir şey alırken…
Yerden bir şey almak isterseniz, düşüncesiz ve asla acele hareket etmeyiniz. Önce o şey’i, nereye nasıl götüreceğinizi aklınızdan süzün. Bir ayağınızı hafifçe öne atarak yere sağlam bastığımızdan emin olun. Kesinlikle belinizi bükmeyin, yavaşça dizlerinizin üzerinde çömelin. Öyle bir pozisyona gelin ki kaldıracağımız eşya ve kollarınız, ayni düzeyde olsun. Kaldıracağımız eşyanın ağırlığını önce şöyle bir tartın ve ondan sonra kaldırıp kaldırmamaya karar verin. Eşyanın ağır olduğu açık seçikse, hamasi dolduruşlara gelmeyin, Herkül olmaya özenmeyin. Çevrenizden yardım isteyin. Kaldırma esnasında dik durun ve eşyayı bedeninize mümkün olduğunca yakın tutun. Ayağa kalktığınızda kesinlikle belinizi döndürmeyin. Nereye gidecekseniz o yöne doğru tüm beden olarak dönün.

Elinizdeki eşyaları başınız seviyesinde ya da daha yukarılarda taşımayın. Elinizin erişemeyeceği şeyleri almak için, ayak parmak uçlarınızda yükselerek uzanma hareketi yapmayın. Bunun için merdiven kullanın.

Pazar alışverişlerinizi poşetlerle değil, tekerlekli bir araba ile yapmayı tercih edin. Ayni aracı diğer ağır yükleriniz taşımak için de kullanın. Bu tür araçların iterek değil, çekerek olanlarını tercih edin. Çekici türde tekerlekli yük taşıyıcıları, daha avantajlı ve güvenlidir.

Fazla ayakta kalınca…

Uzun süre ayakta kalmayı zorunlu kılan işlerimizi yaparken alacağımız basit önlemler bizi bel ağrılarına karşı koruyabilir. Misal tezgah başında çalışırken, ütü yaparken, bulaşık yıkarken ayaklarımızdan birinin altına bir basamak koymak son derece yararlıdır. Bu şekilde bir ayağımızı hafifçe yükseltip diz ve kalça eklemlerimizi bükerek, belimizi gerginlikten kurtarmış oluruz. Bu arada gövdemizle çalıştığımız masa ya da tezgaha doğru abanırsak daha iyi pozisyon sağlamış oluruz

Elektrikli süpürge kullanırken, ayaklarınızdan biri önde diğeri arkada olmalıdır. İkisi bir hizada değil! Bütün yükünüzü iki ayak üzerinde değil-hangisi olsa fark etmez- ayaklarınızdan sadece birisi üzerine verin. Ve ileri-geri hareketlerinizi de diğer ayağınız üzerinde gerçekleştirin. Sağa veya sola dönüşlerinizde öndeki ayağınızı değil, arkadaki ayağınızı kullanın. Sağ-sol, ön-arka dönüşlerde mutlaka bir ayağınız önde diğeri arkada olmalı.

Telefonla konuşurken Dikkkaatt…

Her zaman yapılan yanlıştır: Telefonla konuşurken, telefonu omuz ile kulak arasında sıkıştırmak ve sözüm ona serbest kalan eller ile “iş “ yapmak! Bu özentiden vazgeçin! Ahizeyi elinizden bırakmadan konuşun. Hele bir de boyun tutulmaları yaşıyorsanız, bu yanlış alışkanlığı derhal terk edin. Eğer yaptığınızın pratikliğinde(!) ısrarlıysanız, boyun ve sırt ağrılarınız için daha fazla neden aramayın, üzgünüm ama fazla da anlayış beklemeyin.

Kanepede kestirirken…

Şöyle keyifli bir akşam yemeğinden sonra kanepeye uzanıp da televizyon seyretmek ya da ufaktan kestirmek hoş duygudur. Ancak! Kanepenin kol desteğine baş koyarak bu iş yapılırsa, boyun ve sırt kaslarının kasılması için uygun bir zemin yaratılmış olur. Eğer bir de artroz yani kireçlenme söz konusu ise bu durum, sorunu daha dramatik boyutlara sürükleyebilir.

Bel ağrılarına karşı sıcak uygulamak, öteden beri alışılagelmiş bir davranıştır. Ancak sıcak yerine soğuk uygulamalardan daha iyi sonuç almaktayız. Ani etkiden doğabilecek tepkiye karşı buz kalıplarını ya da kabını, ılık suda ıslatılmış havlu ile sararak tatbik etmek daha uygundur. Böylece ılıklık duygusundan soğuğa ılımlı bir geçiş sağlamış oluruz.

Dikkat!

Bel ağrıları sürecinde yaşayabileceğiniz şu hususlar çok önemlidir: Ağrının inatçılığı, bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hissizlik…işte bu gibi durumlarda hemen doktorunuza başvurun. Bu koşullar, doktorunuzun önerileri doğrultusunda ileri tetkikleri gerektirebilir.


Aktif olmak, spor yapmak, sağlıklı yaşam ve bel ağrılarını önlemek adına son derece önemli etkinliklerdir. Bu, kilonuzu korumaya yararlı olduğu gibi, bel kaslarınızı güçlendirmesi bakımından da değer taşır. Egzersiz sayesinde vücudunuzun savunma gücü artar, kas ve eklemleriniz güçlenir. Dahası kemikleriniz de güçlenerek osteoporozun önüne geçilmiş olur. Unutulmaması gereken husus, egzersize ısınmadan başlamamaktır. Aksi takdirde “kaş yaparken göz çıkabilir” yani kaslarımız hasar görebilir. Bu ısınma süreci, yürüyüş ve hafif ritmik hareketlerle sağlanır.

Eğer daha önce spor yapmadıysanız doktorunuza danışarak ve onun önerilerini alarak başlamanız uygun olur.

Yüzme, bel ağrıları için ön planda önerdiğimiz bir spordur. Çünkü yüzme, bele en az yüklenen bir spor türüdür. Yürüyüş de yararlıdır ancak, sert zemin ya da kaldırımda değil. Yürüyüş bandında ve kondisyon bisikletinde yapılacak yürüme egzersizleri, doğa yürüyüşlerinden daha zararsızdır.

Bu saydıklarımın dışında kalan sportif etkinlikler, bel ağrısı çekenler için uygun değildir.

Bel ağrısına faydalı egzersizler
*Karın kasları egzersizleri
*Bacak kasları egzersizleri
*Yüzme
*Yürüme bandı

Ne yapmalıyız?
*Beliniz ağrıdıysa hemen dinlenin
*Sık pozisyon değiştirin:
*Oturuyorsanız kalkın, ayakta iseniz yatın!
*Dik durun, dik oturun
*Sandalyeniz belinizi desteklesin
*Yüz üstü yatmayın

 

www.kadinin-dunyasi.com

www.kadinlar-forumu.com

 

14:27 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Hipertansiyon ve Kolesterol

Kategori: Saglik
Hipertansiyon ve LDL kolesterol, mayın gibi yerleşirler vücudumuzun kritik bölgelerine, sağlığımıza karşı kurdukları tuzaklar adına. Ve saldırıları doğrudan değil sinsicedir, sessiz ve derinden. Böyle zemin hazırlarlar, kalp ve beyin facialarına.


Hipertansiyon, yüksek kan basıncı demektir. Kalbimizden damarlara pompalanan kanın, damarlarımızda oluşturduğu basınçtır bu.

Can evi
Damar deyince çoğumuzun aklına, el, ayak sırtında ya da boynumuzda gördüklerimiz gelir. Bu safça görsellik, bütün damarlarımız adına referans yanılgısına sürükler bizi. Oysa bu, bir buzdağının görebildiğimiz uç parçasıdır. Asıl sorun derinlerde, göze görünmeyen kılcal damarların oluşturduğu, yaşamın can evindedir. Yüksek basınca direnme savaşı buradadır. Bilinmeyen değil, görünmeyen gerçektir burası… Sürekli basınç ile tahammül sınırı aşılırsa, bedel ödemeye başlarız görünmeyen ama bilinen gerçek adına.

Gerçeği görmek
Gerçeği görmezlikten gelebiliriz. Ancak, görmek istemediğimiz bir uçuruma yürüme hakkına sahip değiliz; “küresel özgürleştirme” misali. Bu nedenle hipertansiyon gerçeğini bilmek yetmez; görülmeli, önemi kavranmalı, çağdaş önlemleri alınmalıdır.

Artık sınırda ya da alışılmış tansiyondan söz etmek doğru değil kanaatindeyim. Erişkin değeri 130/80 mmHg altında olmalıdır her cins ve yaş grubunda tansiyonun. Düşmelidir yakamızdan düşebildiği kadar. Düşük kan basıncının, kalp ve beyin damar hastalıklarına bağlı riskleri önemli ölçüde azalttığını gösteren çalışmalar bu kadar açık ortada iken.

Ayni gerçek; damarlarımızda birikerek sertleşmeye, dolayısıyla yüksek tansiyona zemin hazırlayan LDL kolesterol düzeyi için de geçerlidir. LDL kolesterol düzeyi 130 mg altına indirilmelidir. Ne kadar düşürülürse, kalp ve beyin damar hastalıkları riskinin o kadar azalacağı yine son çalışmalar ile gösterilmiştir. Ve artık bu, insan ömrünü uzatma gerçeğidir.

Ülkemizde her 100 erişkinden 33’ünde hipertansiyon olduğu bildirilmektedir. Bu oran, geleceğimiz adına son derece önemli bir ikaz olarak algılanmalıdır.
Uzunca bir süre içinde sessizce gelişen hipertansiyon, hiçbir yakınma bulgusu vermeyebilir. Bir tesadüf sonucu saptanabilir. İşte

asıl tehlike, bu sessizlik ve derinliktedir.

Hipertansiyondan öncelikle etkilenen organlarımız; beyin, kalp, böbrekler ve gözlerimizdir. Özellikle sabahları enseden gelen baş ağrıları bir uyarı olarak kabul edilmelidir. Kulak çınlamaları, baş dönmesi ve burun kanamaları da hipertansiyon işareti olabilir. Kontrolsüz kalmaya devam ederse, kalp yetmezliğine ve beyin hasarlarına yol açabilir.

Göz dibi muayenesi, hipertansiyonun teşhis, takip ve tedavisinde büyük önem taşır. Bu nedenle periyodik aralıklarla yapılması gereken bir muayenedir.

Sinsi ikili
LDL kolesterol ve hipertansiyon sinsi ikilidir, yaşantımıza kast eden. Hipertansiyonun çok az bir kısmı, bazı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkar. Büyük bir kısmı ise nedensizdir.

Hastalık nedeniyle en sık görülen hipertansiyon şekli, böbrek hastalığına bağlı olandır. Böbrek damarları yada doğrudan böbrek iltihabı ile ilgili olabilir.

Gebelik esnasında görülen hipertansiyon krizleri de esasen böbrek kaynaklıdır. Diyabet (şeker) hastalığı seyrinde böbrek kaynaklı hipertansiyon gelişebilir.

Tiroid hormonlarının aşırı salgılandığı hipertiroidi ve az salgılandığı hipotiroidi durumlarında hipertansiyon ortaya çıkabilir.

Ayrıca doğuştan damar hastalıkları ve beyine ait tümör, kist gibi hastalıklar da hipertansiyon nedeni olabilirler.

Meyan köküne dikkat!
Son zamanlarda gelişigüzel kullanılan “alternatifler” arasında yer alan meyan kökü, hipertansiyona neden olabilir. Bu nedenle, hipertansiyonu olanlar meyan kökü ve bileşiklerini içeren bitkisel karışımlar kullanmamalıdır.

Tüm bu nedenlerden dolayı, tanı ve tedavide etkili olabilmek için kapsamlı bir araştırma yapmak gerekir. Bunun için de laboratuar ve radyolojik tetkiklere başvurulur.

Kişiye özel
Hipertansiyon tedavisi kişiye özeldir. Herkes için ortak bir standart yoktur. Analizler, hastanın tedaviye uyumu, hasta-hekim iletişimi, tedavi de izlenecek yol ve yöntemleri belirler.

Tanı ile birlikte başlanan tedavinin, yaşam boyu sürmesi gerektiği hiçbir zaman unutulmamalı, rehavete kapılarak tedavi yarıda bırakılmamalıdır.


Tansiyon yükselten ilaçlar
*Kortizon
*Tiroid hormonları
*Doğum kontrol ilaçları
*Bazı depresyon ilaçları
*Burun damlaları
*Nezle ilaçları
*Alkol



Ne yapmalıyız?
*Tansiyonumuzu 130/80 mm Hg altında tutmalıyız
*Düzenli ve disiplinli bir yaşam sürmeliyiz
*Sigara ve alkolden uzak durmalıyız
*Yaşımıza ve sağlığımıza uygun spor yapmalıyız
*Tuz ve katı yağlardan kaçınmalıyız
*Fazla kilolardan kurtulmalıyız
 
 
 

14:26 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Boyun Ağrısı Depresyon Nedenimidir ?

Kategori: Saglik

 

Boyun ağrısı… Çocuk, genç, orta ve ileri yaşta çekmeyenimiz yok gibidir onu. İstatistikler, her üç kişiden birimizde görüldüğünü bildiriyor. Ev işlerinin yoğunluğu ile kadınlarda erkeklerden biraz daha fazla görülmekte. Mesleki olarak ev hanımı, sekreter, bilgisayar ve telefon operatörleri, öğretmen ve şoförler ön sırada.

Boynumuzun iskeleti de diyebileceğimiz boyun omurları, kaslar ve bunlara ait sinirlerin hastalıkları, boyun ağrılarımızın asıl nedenleridir. Bunlar arasında en sık karşılaştığımız, boyuna yönelik eski ya da yeni travma yani darbedir. Daha ender olarak iltihabi nedenlerden ve başka organlardan yansıyan ağrılar ile karşılaşmaktayız.

Travmatik boyun ağrıları, özellikle arkadan başka bir aracın çarpması ile gerçekleşen trafik kazalarında, başın şiddetle ileri-geri gidişi ile ortaya çıkar. Çoğu, bir ya da iki yıl içinde kendiliğinden düzelir. %10 kadarı ise yıllarca sürebilir, ağrı, kol ve ellere yayılabilir. Böyle bir tablo, çok eski hatta unutulmuş bir kazaya ait olabilir. Ancak anımsatılınca söz konusu yakınmalar ile örtüşebilir. Bu nedenle hafızayı zorlamakta yarar vardır. Spor kazaları da benzer ya da doğrudan boyuna yönelik darbe ile hasara yol açarak uzun süren boyun ağrılarına neden olabilir.

boyundan kuyruk sokumuna kadar bütün omurlarımızın disk adı verilen bir yastıkçığa oturmuştur Boyun fıtığı dediğimiz durumlarda işte bu diskler taşarak omurilik soğanımızı sıkıştırmaktadır. Kireçlenme denilen durumlar da, eklem arası yapıların yozlaşması ile benzer sonuçlara yol açmaktadır. Her iki halde boyun ağrısı ile birlikte kol ve ellerde uyuşmalar karakteristiktir. İlk şekli yani fıtıklaşma daha sık gençlerde, ikincisi yani kireçlenme ise daha sık ileri yaş gruplarında karşımıza çıkar. Her iki şeklinde de ağrı ve uyuşmalar, boyun ve kol hareketleri ile şiddetlenirler.

Boyun fıtığı, fıtıklaşan taraftaki kola yayılan ağrı, güç kaybı ve uyuşmaya neden olur. Geceleri bu tür yakınmaların şiddeti, uykudan uyandırabilir. Tedavi edilmediğinde güç kaybı ilerler, elindeki eşyaları düşürebilir ve kol kasları incelir.

Hiçbirimizin boynu dimdik değildir. Hafif derecede eğridir. Belimiz de aynen öyledir. Bu eğrilikler, bize hareket kabiliyeti kazandırırlar. Ancak bu hareketlilik, her türden darbelere açıklık da sağlar. Şu ya da bu nedenle boynumuzu eğriliği kaybolur ve dikleşirse; bu dikleşmenin bedelini önce ağrı, sonra performans kaybı ile öderiz. Bu, özellikle masa başı çalışanlarında oldukça sık karşılaştığımız durumdur. Performans kaybı, boyun kasları ile gerilen damarların beynimizi yeterince besleyememesinden kaynaklanır. Unutkanlık, çabuk sinirlenme, karamsarlık, depresyon ve baş dönmesi görülebilir. İşte bu nedenle boyun kasılması asla hafife alınmamalı, etkin bir şekilde tedavi edilmeli, takibi sürdürülmelidir.

Boyun gerilmesi ya da kasılmalarının tedavisinde sıcak uygulama yararlı olabilir. İstirahat de çok önemlidir. Asla ihmal edilmemelidir. Kas gevşeticiler kullanılabilir. Çok ileri ve tedaviye yanıt vermeyen durumlarda Fizik Tedavi planlanabilir.

MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme), boyun ağrılarını teşhis etmekte kullanılan çok değerli bir yöntemdir.



Ne yapmalıyız?

*Islak saçla dışarı çıkmayın

*Vantilatör karşısında kalmayın

*Cereyanda kalmayın

*Doğru oturun



Nasıl oturmalıyız?

*Dik oturun

*Kollu sandalye kullanın

*Masaya eğilmeyin

*Ani ve sert hareketlerden sakının

*Mola verin, dolaşın

Boyun Ağrısı Depresyon Nedenimidir ?

www.kadinin-dunyasi.com

www.kadinlar-forumu.com

14:24 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Ağız Kuruluğu Birçok Hastalık Belirtisi Olabilir

Kategori: Saglik

Ağız Kuruluğu Birçok Hastalık Belirtisi Olabilir

 

Ağız Kuruluğu Birçok Hastalık Belirtisi Olabilir Pek çoğumuzun sorunu olmuş yada olmaya devam eden ağız kuruluğu. Hiç de hoş olmayan bir duygu durumuyla en olmadık zamanlarda ifade etmek istediklerimizi dile getiremeyiş, kimi zaman da dil sürçmeleriyle yaşanan bir gerginlik!
Sürekli su içerek yada ağız çalkalayarak rahatlama çabalarıyla, ir anlamda mutsuzluk ve huzursuzluk koordinatları içerisinde kalmaya mahkum oluş!
"Alt tarafı tükürük" işte deyip de geçiştirmemek gerek bu önemli salgıyı da, işlevini de.
Başlıca her iki yanak içinde, çene altında ve dil altında bulunan tükürük bezleri tarafından sağlanan bu salgı ağız içi, dil ve yutak için ıslaklığı ve kayganlığı sağlarken aynı zamanda mikroorganizmalara karşı koruyucu-savaşçı bir görev yapmaktadır.

Sindirim ağızda başlar
Gıda olarak aldığımız tüm nişastalı maddelerin sindirimi öncelikle ağızda başlamaktadır. Bu da tükürük içindeki Pityalin adı verilen bir enzim ile gerçekleşmektedir. Sağlıklı bir insan günde ortalama 1000 mililitre kadar tükürük salgılamakta olup bu salgı ihtiyaç halinde günde 1500 mililitreye kadar çıkabilmektedir.

Bakterilere karşı ilk savaşTükürük içinde var olan iyonlar (tiyosiyanat iyonları) bakterilerin içerisine girerek onları yok ederler.
Enzimler ise (lizozom enzimleri) ağız içindeki bakterilere saldırıp onları yok ederken aynı zamanda ağız içinde kalan gıda artıklarını sindirip temizleyerek, bakterilerin lojistik gıda desteklerini keserler. Bir anlamda bakterileri açlığa mahkum ederek yok olmalarını sağlarlar.
Yine tükürük içinde mevcut olup antikor adı verilen bazı proteinler de bakterilere saldırarak onları yok etmeyi hedefledikleri özel koruma görevlerini fedakarca yerine getirirler.
Eğer yeterli tükürük salgısı olmazsa ağız içinde sık sık ülserler ortaya çıkar, bu ülserler iltihaplanır ve diş çürükleri oluşur.
Tükürük bezlerinin salgılama kontrolü esas olarak beyin sapındadır. Sevdiğimiz gıdaları koklama yada tatmayla refleks olarak çoğalan tükürük salgısı yada sevmediğimiz gıdalara karşı azalan tükürük salgısı ile görünen yanıtlar burada yer alan iştah merkezimiz tarafından düzenlenir.
Ayrıca mide ve bağırsaklarımızda oluşan tahriş edici hastalık durumlarında da tükürük salgısı çoğalarak bu sıkıntıyı gidermeye yönelik bir tepki örgütler ve aşağıya akarak "kaynayan asitin yaktığı ateşe" müdahalesini yapar.
Ağız kuruluğu yaşayanlarda mide sorunlarının daha inatçı ve sık olmasının nedenlerinden biri de işte budur.

Romatizma ve şekere dikkat
Böylesine önemli işlevi olan bu salgının gereğince salgılanmadığı ya da hiç olmadığı durumlar; ya tükürük bezlerini de içine alan lokal rahatsızlıklar veya tüm sistemimizi etkileyen hastalık halleridir.
Ağız boşluğuna ait nedenlerin başında tükürük bezlerinin çalışmalarını da olumsuz etkileyebilecek ağız içi enfeksiyonlar yada hastalıklar gelmektedir. Diş,diş eti enfeksiyonları, tükürük bezi enfeksiyonu,taş yada çok nadir olarak tümoral oluşumlar gibi.
Sistemi etkileyen hastalıkların başında da Şeker Hastalığı gelmektedir.
Ağız kuruluğu'nun yanırsa çok su içme, çok idrara çıkma ile karakterize olan bu hastalık kan ve idrarda şeker yüksekliğinin gösterilmesiyle kolayca tanınır.Şüpheli durumlarda ağızdan şeker yükleme testleri ve kanda insülin tayini ile teşhis konur.
Ülkemizde romatizmal hastalıkların görülme sıklığı azımsanmayacak yüksekliktedir. Romatoid Artrit diye adlandırılan romatizmanın bir alt türünde (Sjögren sendromu) eklem ağrıları ile birlikte ağzı kuruluğu ve göz yaşı salgısının bulunmayışı karakteristik bir durumdur.
Sinir sistemi hastalığı olan Parkinson hastalığında ağız kuruluğu kullanılan ilaçlarla birlikte dramatik bir durum yaratabilmektedir.

Hafife almayın
Ve yine her derde deva olduğunu iddia ederek milyonları fetişe edebilme gücünü(!) elinde tutabilen yüzlerce ilacın ve "ben ilaç değilim,doğal ürünüm" diyen " doğalların" sebep olduğu ağız kurulukları
Hiçbiri de hafife alınacak cinsten değil!
Hele sağlık,"sağlık olsun" diye geçiştirilecek basit bir olay hiç değil
O halde uyanık ve tedbirli olmak gerek!
Bunun için de "kendini bilmek" yadsınmayacak bir gerçek ise, tam ve sistemik bir kontrolden geçerek ilgili uzman hekimin tedavisi ve desteğini sağlamak izlenmesi gereken akıl yolu olmalıdır

Belirtileri nelerdir?
Lokmaları çiğneyememe ve yutamama
Konuşmada zorluk
Çok su içme
Dilinde kuruluk ve yapışma duygusu
Tat alamama
Ağız kokusu
Dudaklarda çatlama

Nasıl tedavi edilir?
Öncelikle hastalık teşhisi yapılarak sebebe göre tedavi uygulanır.
Sebep olabilecek ilaçların kullanımı en aza indirilir, gerekirse kesilir.
Burundan nefes almayı engelleyip dolayısıyla ağızdan nefes almayı zorunlu kılan problemler bir KBB uzmanı tarafında giderilmeye çalışılır.
Ağız ve diş temizliğine özen gösterilip,çürük dişler ve dolgu sorunları var ise tedavisi yoluna gidilir.
Şeker Hastalığı, ishal gibi hastalıklarda vücut su ve tuz dengesinin korunmasına özen gösterilir.
Kuruluğu azaltmak için az fakat sık aralıklarla sıvı alımı teşvik edilir.
Tükürük salgısını çoğaltmak amacıyla sakız çiğnemek önerilir.
Alkol ve sigara ağız kuruluğuna neden olduklarından kullanılmamaları gerekir.
Acı gıdalardan kaçınmak da koruyucu bir önlemdir.
Şeker tüketimi ve kafeinli içecekler tavsiye edilmez.

Ağız kuruluğunun sebepleri

Ağız içi hastalıklara ait nedenler:
*Tükürük bezi hastalıkları
*Diş ve diş eti hastalıkları
*Ağız içi bakteri,virüs ve mantar enfeksiyonları.
Burun boğaz hastalıkları:
*Çeşitli nedenlere bağlı burun tıkanıklıkları

Sistem hastalıkları:
*Şeker hastalığı
*Parkinson hastalığı
*Romatoid artrit (göz yaşı salgısının da yokluğu ile birlikte)
*Ateşli enfeksiyon hastalıkları
*Bağışıklık sistemini çökerten hastalıklar:
*Kanser,lenfoma ve AİDS gibi..

İlaçlar :
*Başta mide asit salgısını giderme amacıyla kullanılan ilaçlar
*Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar,
*Tansiyon ilaçları,
*Romatizma ilaçları,
*Alerji ilaçları (anti histaminik ilaçlar)
*İdrar söktürücü ilaçlar gibi çok geniş bir yelpazeye yayılırlar.
Boyun bölgesine uygulanan radyoterapi sonrası tükürük bezlerinin tahrip olması da ağız kuruluğu sebeplerindendir.,
 
 

14:22 - 25/2/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
www.paylasimsepeti.com forum sitemize bekleriz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Paylaşım Sepeti
Eywah Biz
Kelebek Mevsimim
Bahar Mevsimi
Diğer Bloğum
Kategoriler
Son Yazılar
- ActiBreast Site ve Blogları
- Actibreast Nasıl Etkiliyor
- Daha Güzel Göğüsler İçin ActiBreast
- Soru Cevaplarla Excel Yardımı
- Excelde verileri filtreleme
- Excelde Tablo Nedir Nasıl Tablo Yaparız
- Televizyonlu Cep Telefonu Letus T808 Çift Simkartlı dokunmatik e
- Panasonic DMC-FZ18 Digital Fotoğraf Makinası
- Word belgelerini koruma
- Excelde Koşullu Biçimlendirme