Paylasim Sepetine Hosgeldiniz

Holdinglere karşı yoksullar nasıl mücadele edecek

Kategori: Makale

Holdinglere karşı yoksullar nasıl mücadele edecek

Nihat GENÇ
Akşam
12/05/2005

Eski Amerikan filmleri TRT 1'de hala gösterilir. Batı'ya hücum eden göçmenler başkasına ait topraklara/çiftliklere gelip yerleşir ve çatışma başlar. Çünkü çiftlik sahibi, adamlarıyla yerleşimcileri/kolonistleri tehdit eder. Sonra iş kovboy çatışmasına döner.

Yerleşimci (işgalci) ile çiftlik sahibinin çatışmasına konu olan ne çok film izledik.

Ve bu filmlerde Amerikan kültür ve siyasetinin ve hatta kapitalizmin ruhunu ayan beyan izliyorduk. Bu filmler bizleri vahşi kapitalizme hazırlayan gizli ve etkileyici sahnelerle doluydu. Şöyle: Bu filmlerde nedense, 'işgalciler' yani sonradan gelip yerleşenler masum gösterilirdi. Toprağın gerçek sahipleri ise gaddar, acımasız ve atlıları ve kovboy adamlarıyla bizlere hayat hakkı tanımayan kötü karakterler olarak tasvir edilirdi. Oysa çiftliğin/toprağın sahibi bu gaddar gösterilen adamlardır. Kötü olması gereken de bu adamın toprağına gelip işgal edenlerdir.

Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize sevdirmeye çalışır!.. Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur.

Oysa tam tersi, işgalcilerin çocukları melek, genç ve güzel kadınları 'meryem' kadar saf gösterilir. Bu işgalci aileye duygusal yakınlık, çiftlik sahibine karşı ise kin duyarız.

Başkasının toprağını işgal edip toprağı süren, ekin eken, tohumlayan, tarlayı çapalayan bu çekirdek ailenin bir küçük ev, bir yeni dünya kurmasını mutlulukla izler, bu aileye taraf oluruz.

Oysa toprağın sahibi o gaddar atlı adamdır. Oysa, bizim küçük çocuk, genç güzel karısıyla hayat kurmaya çalışan 'işgalcidir'..

Sorumuz şudur? Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize sevdirmeye çalışır!..

Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur.

(İşgalcilerin başkalarının tapulu arazilerine gelip yerleşmesi ne sevinçli bir serüvendir!)

Amerika ve kapitalizm buradan unutulmaz dersler çıkartmıştır. Çünkü Amerika'da toprak ve mülkiyet kanunu 'işgalcilerin' lehinde gelişmiştir.

Şöyle: İşgalciler, diyelim, geldikleri İngiltere'nin örfi hukukuna göre mal sahibinin haklarını koruyan bin yıllık geleneksel yasaları Amerika'da çiğnemiştir.

Toprak ve mülkiyet kanunları kolonicilerin lehinde gelişti. Yani, toprak ve mülkiyet kanunları işgalci mantığıyla geliştirildi.

Şöyle: Diyelim bir adamın çiftliğine gizlice ve izinsiz gidip yerleşiyorsun, bir sezon orayı ekip biçiyorsun, ya da orada herhangi bir faaliyette bulunuyorsun. Böylelikle orada hak sahibi olabiliyorsun. Bunun hukuki tartışması çok uzun. Zaten 1850'li yıllarda bu hukuk davalarının ebediyyen bitmeyeceğini söylüyordu hakimler. Amerika'da son üçyüzyıl en çok konuşulan şey, kimin toprağında kimin hakkı olduğu, tartışmasıydı.

Ancak orada da işgalcilerin oyunu almak isteyen siyasetçiler ortaya çıktı ve hukuku zorladı ve toprak davaları onlarca yıl sürse de yerleşimcilerin lehinde sonuçlar çıktı!..

Bir başka soru soralım! Neden bu filmlerde bu kadar çok şerif ve kovboy vardır. Çünkü ortada hukuk ve ahlak yoktur. Güçlü olan ve bastıran kazanır. Artık evrensel bir özdeyiş olarak şu sosyolojik sonuca ulaşıyoruz: Geçiş toplumlarında hukuk ve ahlak yoktur!..

Tıpkı 1980'li yıllardan günümüze kadar, ülkemizde olduğu gibi. Buradan şuraya sıçrıyoruz. Özal da tıpkı Amerikan politikacıları gibi oy uğruna şehir etrafına yerleşmiş işgalci gecekondulara tapu dağıtmıştır...

Sonra yirmibeş yılda büyük şehir etraflarında tapu, arazi yağmaları, mafyatik çatışmalar, işgalciler, yıkımlar, ülkemizin en büyük sosyal sorunu olmuştur.

Ancak bugün, tapu krizleri yavaş yavaş sona ermekte. Şehre akın etmiş insanlar nihayet bu uçsuz bucaksız varoş tepelerinde ev sahibi, mülk sahibi, toprak sahibi, arazi sahibi olup, işgalcilikleri bitip hukuki haklar kazanmakta.

İşte kapitalizmin büyük devrimi için ilk büyük ayak tamamlandı.

Amerika'da oluşan büyük servetlerin nasıl sermayeye dönüştüğünün sırrı burada yatıyor. Bugün dahi dünyayı ele geçiren büyük Amerikan sermayesinin köklerini araştıranlar, bize bu 'gayrimenkulları' gösteriyorlar.

Gayrimenkullerin ya içinde oturur, ya da kiraya verirsiniz. Ancak, gayrimenkuller başka işe de yarar. Gayrimenkulün 'sermaye' olabilmesi için bu gayrimenkullerin 'ipotek' değerinin devreye grimesi lazım. Bunun için 'SİT alanı' gibi ya da miras gibi ya da başka şekilde oluşmuş tapu davalarının sonuçlanmış olması şart.

Çünkü, arazini ipotek ettirerek kredi alırsın ve bu parayla yeni bir iş, ya da yeni bir ev ya da bir küçük yatırımın ilk adımlarına başlayabilirsin.

Literatürdeki adı, küçük ve orta boy şirketler, yani, kabaca, küçük esnaf dediğimiz küçük girişimlerin tek şansı da budur. Evini, arabasını ipotek ettirerek sokağına bir dükkan açacak.

Sorun şu: Amerikan sermayesinin kökeni uçsuz bucaksız Amerikan vadileridir. Ankara'dan gaza basıp yüzlerce gecekondu tepesini aşıp Bala'ya kadar giderseniz uçsuz bucaksız tarlalar göreceksiniz.

Bu sonsuz büyüklükte arsaları ekonomik zihniyetimiz gereği, mahsulü, ekini, kuraklığı, çiftçi borçları, faizleri olarak görüp yorumladık. Oysa sermayenin zihniyeti bu arsaları ipotek değerleri olarak düşünür. Şimdi, tapu dağıtılan göçmen çiftçi/işgalci ailelerin okumuş çocukları düne kadar devlet kapısında iş buluyor, KİT'ler büyüyordu. Şimdi satılıyor, özelleştiriliyor. Artık bu işgalcilerin çocukları kendi evlerine sadece oturulacak yer değil, bir yatırım olarak bakmayı düşünecek.

Kendi gecekondusuna yatırım olarak bakınca ne olacak? Ucsuz bucaksız Amerikan coğrafyasının sermaye haline gelmesinin sırrı işte bu. Bu sır, sermayenin sırrı.

Hernando De Soto, 'Sermayenin Sırrı' adlı kitabında işte bu sırrı anlatır. De Soto, bir araştırma ekibiyle on yıllar boyu, Meksika'da, Orta Amerika'da, Latin Amerika'da, Güneydoğu Asya'da, Mısır'da, Türkiye'de, Rusya'da oluşmuş büyük yoksul kalabalıkları ve şehir varoşlarındaki işgalci barakaları araştırır.

Sonuç şudur: Ellinin üstünde beş milyonu aşmış bu devasa yoksul şehirler Amerika'nın işgalci yüzyılını andırmakta.

Bu uçsuz bucaksız karmaşık teneke ev tepelerine iyi bakılırsa, bu işgalci evlerin tapulandırılması, başka bir enerjiyi devreye sokacak.

Çünkü dünyanın en büyük holdingleri dahi bu kadar büyük servete sahip değil. Bir gecekondu mahallesinin tapu serveti o ülkenin en büyük holdingiyle başedecek güçte. De Soto, bu sonuçlara on/yirmi yılını verdi. Yoksul mahallelerde dünyanın en büyük servetleriyle başedecek servetler yattığını rakamlarla ortaya çıkardı ve insanlığa tavsiyelerde bulundu...

De Soto bu araştırmayı neden yaptı? İki şey için. Birincisi.

Holdingler dünyayı ele geçiriyor. Madenleri, fabrikaları, bankaları, mahalleleri, ormanları. Bu dev holdingler karşısında güç kalmadı, direnç kalmadı. Ve ortaya akıl almaz şu feci sahneler çıkıyor: Mesela Kahire'de, bir tarafta plaza benzeri cam fanus içinde yaşayan milyonlarca zenginin oluşturduğu mahalleler. Diğer tarafta mezarlık içinde yatan milyonlar. Tek çare, bu yoksul kitlelerin ekonomiye dahil edilmesi.

İkincisi şu: Yoksul kitleler tapu/ipotek değerleriyle, küçük işletme yatırımlarıyla ekonomiye dahil edilmese facia dünyanın sonunu hazırlıyor. Çünkü kurtarılmış mafya mahalleleri, eroin, kaçakçılık, cinayet, gasp. Polisin dahi giremediği mahalleler. Tabii ki kayıtdışı ekonomi büyüyüp mafyatik ekonomiyi besliyor, yani büyük paralar var ama sermayeleşemiyor.

Peki, ben bu yazıyı niye yazdım. Geçen hafta Bend Deresi'ne bakan Hıdırlıktepe'yi yüzün üstünde polis arabası çevirdi. Esrar, eroin, hırsızlık, cinayet kol geziyor.

Ayrıca Hıdırlıktepe'nin karşısı Hacıbayram. Şehrin göbeği. Tinerciler, gaspçılar yangınlar çıkartıp birçok ev sahibini kaçırttı... Evler yakılıp sahipleri kovuldu ve gaspçıların, tinercilerin işgaline girdi. Yüzlerce evde gündüz uyuyor gece hırsızlığa çıkıyorlar. Burası Ankara'nın merkezi, tam ortası. Hacıbayram Camii'ne yatsı namazına gelenler dahi soyuluyor.

Bir daha, ben bu yazıyı niye yazdım. Ülkemizde ekonomiyi herkes holding ekonomisi biliyor. Holdingler satılıyor, bankalar satılıyor, borsa, döviz, işte, ekonomi dünyası bu çerçevede oluşuyor. Geniş kitlelerin ve yoksul kitlelerin ekonomisi konuşulmuyor ve şunlar-şunlar oluyor: Sizlerin ne kadar büyük holdingleri olursa olsun, dışarıdan gelen daha büyük holdingler sizin holdinglerinizi satın alıyor, işte bankalarınız, fabrikalarınız, hatta süt ürünleriniz dahi yabancılar tarafından ele geçirildi.

Bize, pis ulusalcılar, yabancı sermayeye neden karşısınız, ekonomi budur, diyorlar. Biz de, ekonomi holdinglerin değil, daha geniş kitlelerin eline geçerse ve servet daha geniş kalabalıklarca bölüşülürse yabancıların bunu satın alamayacağını söylüyoruz...

Mesela, Kalkan'dan İngilizler'in ev alması. Bize, yabancılar ev alıyor ne var bunda, siz de Avrupa'da alıyorsunuz, pis ulusalcılar, siz ekonomiye karşısınız, diyorlar.
Biz de onlara laf anlatamıyoruz, diyoruz ki, Kalkan'dan İngilizler ev alıyor, burada sorun yok. Biz alamıyoruz, sorun burda.

Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler alıyor. O halde, ekonomiyi geniş kitlelerin imkanlarıyla düşünebilmeliyiz

Mardin'den yirmi yıl önce gelmiş ve yirmi yıldır midye satan bir küçük aile Kalkan'dan hala neden ev alamıyor. Bu aile Kalkan'dan ev alıp Kalkan'a İngiliz aile gibi rahatlıkla yerleşemiyor.

Bu aile Kalkan'da İngiliz aile gibi mutlu olamayacaksa, bir toplum nasıl kurulur? Bu dünya nasıl döner...

Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler alıyor. O halde, ekonomiyi geniş kitlelerin imkanlarıyla düşünebilmeliyiz.

Kardeşlerim, ben bu yazıyı niye yazdım. Dünyada hangi iktisatçının kitabını okusam, mutlaka, geniş ve yoksul kitlelerin halleri ne olacak diye bir araştırma ve peşinden bir büyük endişe görüyorum. Bu endişeyi neden ve hiç ülkemiz medyasında göremiyoruz...

Özet: Ekonomi holdinglerden ibaret değildir. Besleme holding aydınları holdinglerin gücüne bakarak 'ülke ekonomisi' hakkında fikir, bilgi, düşünce beyan edemez. Ediyorlarsa ya cahildirler, ya satılmış!.. Zaten holdingleriyle birlikte satılıyorlar!

Sonra, sabah yürüyüşü sırasında içimden geldi çimenler üstünde bir takla attım. Takla attığımı gören insanlar etrafımda kalabalık oluşturdu. Deli seyrediyormuş gibi bana bakmaya başladılar. Aman Allahım ben ne yaptım, sadece bir takla attım. Yaşlı bir hanfendi kalabalığa sordu: Ne var burda, nereye bakıyorsunuz. Kalabalıktan biri: Adamın biri takla attı, ona bakıyoruz. Yaşlı hanfendi: Ne var bunda merak edilecek.

İşte böyle bir toplum. Bu toplumun neresinde yaşayacaksınız, s....... gidin.
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

14:33 - 25/2/2008 - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
www.paylasimsepeti.com forum sitemize bekleriz.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Paylaşım Sepeti
Eywah Biz
Kelebek Mevsimim
Bahar Mevsimi
Diğer Bloğum
Kategoriler
Son Yazılar
- ActiBreast Site ve Blogları
- Actibreast Nasıl Etkiliyor
- Daha Güzel Göğüsler İçin ActiBreast
- Soru Cevaplarla Excel Yardımı
- Excelde verileri filtreleme
- Excelde Tablo Nedir Nasıl Tablo Yaparız
- Televizyonlu Cep Telefonu Letus T808 Çift Simkartlı dokunmatik e
- Panasonic DMC-FZ18 Digital Fotoğraf Makinası
- Word belgelerini koruma
- Excelde Koşullu Biçimlendirme